Saraybosna’nın Gülleri
Saraybosna, bir şehrin aynı anda hem yaralı hem dimdik ayakta durabileceğinin kanıtı gibi. Doğu ile Batı’nın kesiştiği bu şehirde camilerle kiliseler yan yana, geçmişle bugün iç içe duruyor. Ama Saraybosna’yı asıl tanımlayan şey mimarisi değil; hafızası. Çünkü bu şehir, yaşadıklarını unutmamayı seçmiş.
1992 ile 1995 yılları arasında Saraybosna, dünyanın en uzun kuşatmalarından birini yaşadı. Dört yıl boyunca gökyüzünden yağan bombalar cepheyi değil, hayatın tam ortasını hedef aldı. Sokaklar, pazar yerleri, apartman önleri… Ve en çok da çocuklar.
Bu kuşatma sırasında 1601 çocuk, üzerlerine atılan bombalarla hayatını kaybetti. Silah taşımayan, kaçacak yeri olmayan, sadece çocuk olan 1601 küçük beden. Bir sayı gibi duruyor belki ama her biri ayrı bir hikâye. Yarım kalan bir oyun, eve dönemeyen bir ekmek yolu, annesinin sesine cevap veremeyen bir çocuk demek.
Rehberimiz Orhan abi anlatırken tam da bu yüzden yere bakıyordum. Çünkü Saraybosna’da bazı hikâyeler duvarlarda değil, yollarda duruyor. Bir bomba düştüğünde asfaltın aldığı çiçek formu, eğer o patlamada insanlar — özellikle çocuklar — öldüyse kırmızıyla doldurulmuş. Bu izlere Saraybosna Gülleri deniyor. Kanı simgeliyor. Hatırlamayı simgeliyor.
En sarsıcı olan şu: Bu güller mezarlıkta değil. Günlük hayatın içinde. Market önünde, okul yolunda, tramvay durağında. Yani çocukların vurulduğu yerler, bugün insanların aceleyle yanından geçtiği yerler. Şehir, “burada bir çocuk vardı” demek için anıt dikmemiş. Yere bir iz bırakmış.
O yolun üzerinde dururken 1601 bir istatistik olmaktan çıkıyor. Şehrin eksilen çocuk sesleri oluyor. Saraybosna acısını saklamıyor ama bağırmıyor da. Sessizce hatırlatıyor. Üzerinden geçip gitmek mümkün ama görmezden gelmek zor.
Belki de Saraybosna’yı bu kadar ağır ve bu kadar gerçek kılan şey bu. Bazı şehirler hikâyelerini duvarlara yazar. Saraybosna ise yere yazmış. Bakmasını bilene.