Onlar Peluş Oyuncak Değil
4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü…
Her yıl bugün geldiğinde hayvan sevgisinden, sokaktaki canlardan, önlerine bırakacağımız bir kap suyun ve bir avuç mamanın öneminden söz ediyoruz. Elbette bunların hepsi kıymetli. Ama belki de artık biraz daha zor olanı konuşmamız gerekiyor: Biz gerçekten hayvanları seviyor muyuz, yoksa sadece sevimli oldukları sürece mi seviyoruz?
Çünkü onlar peluş oyuncak değil.
Bir hevesle, özellikle çocuklar istiyor diye eve alınacak; birkaç ay sevilecek, fotoğrafları çekilecek, sonra hayatımıza uymadığı anlaşılınca vazgeçilecek canlılar hiç değiller.
Kedi tüy döker. Köpek havlar. Bazen evin bir köşesine tuvaletini yapar. Bir eşyanızı kırabilir, koltuğunuzu tırmalayabilir. Hastalanır, veterinere ihtiyaç duyar. Mama yer, masrafı olur. İlgi ister, zaman ister. Siz tatile giderken onun da ne olacağını düşünmeniz gerekir. Ve gün gelir, o küçücük yavru büyür, yaşlanır, belki eskisinden çok daha fazla bakıma ihtiyaç duyar.
Çünkü o bir canlıdır.
Ne yazık ki sokaklarda gördüğümüz hayvanların bir kısmının hikâyesinin arkasında da insan var. Bir zamanlar bir evin kapısından içeri alınmış, bir çocuğun kucağında sevilmiş, belki adına tasma alınmış bir hayvan; gün geliyor “çok tüy döküyor”, “bakımı zor”, “çocuk artık ilgilenmiyor”, “taşınıyoruz” denilerek kendisini hiç tanımadığı bir sokağın ortasında bulabiliyor.
Oysa sahiplenmek, yalnızca bir hayvanı eve almak değildir. Sahiplenmek, onun ömrünü de hayatınıza almaktır.
Sokak hayvanları konusunu konuşurken üzerinde durmamız gereken bir başka gerçek de kısırlaştırmadır. Kontrolsüz çoğalmanın önüne geçebilmek için düzenli, yaygın ve sürdürülebilir kısırlaştırma yapılması gerekiyor. Sorunu büyüdükten sonra tartışmak yerine, daha en başında insancıl ve kalıcı çözümler üretmek zorundayız.
Burada sorumluluk yalnızca belediyelerin, veterinerlerin ya da hayvanseverlerin omuzlarına bırakılamaz. Toplum olarak bizim de yapmamız gerekenler var.
Bir hayvan sahiplenmeden önce kendimize dürüstçe sormalıyız:
Ben bu canlının yalnızca bugününe değil, yıllar sonrasına da hazır mıyım?
Tüyüne, bakımına, hastalığına, yaşlılığına, masrafına ve sorumluluğuna hazır değilsek belki de onu hiç sahiplenmemek, birkaç ay sonra terk etmekten çok daha vicdanlı bir davranıştır.
Çocuklarımıza da hayvan sevgisini “Hadi sana bir kedi alalım” diyerek değil, “Bir canlının sorumluluğunu almaya hazır mıyız?” diye sorarak öğretmeliyiz. Çünkü bir hayvan, çocuğun bir süre sonra sıkılıp kenara bırakabileceği oyuncak değildir. Eve geldiği andan itibaren ailenin bir parçasıdır.
Ve belki de 4 Ekim'de en çok bunu hatırlamamız gerekiyor:
Hayvanları korumak yalnızca başlarını okşamak, fotoğraflarını paylaşmak ya da bir günlüğüne önlerine mama koymak değildir.
Hayvanları korumak; onların yaşam hakkına saygı duymak, çoğalmalarını insancıl yöntemlerle kontrol altına almak, sahiplendiğimizde terk etmemek ve bir canlının sorumluluğunu son nefesine kadar taşıyabilmektir.
Çünkü onlar konuşamıyor olabilirler.
Ama korkuyorlar.
Acıkıyorlar.
Hastalanıyorlar.
Bağlanıyorlar.
Özlüyorlar.
Ve terk edildiklerinde, onlar da acı çekiyorlar.
Onlar peluş oyuncak değil.
Onlar canlı.
Ve bir heves değil, bir ömürlük sorumluluklar.