SOSYOLOG ÖZLEM SEZGİN KILIÇÇI
Köşe Yazarı
SOSYOLOG ÖZLEM SEZGİN KILIÇÇI
 

ÇOCUKLAR VAR: PEKİ HAKLARI GERÇEKTEN VAR MI?

ÇOCUKLAR VAR: PEKİ HAKLARI GERÇEKTEN VAR MI? Bir ülke, çocuklarına ne kadar yer açıyorsa geleceğine de o kadar yer açıyordur. Türkiye’de çocuklar “gelecek” olarak anılıyor ama bugünün gerçekliği içinde eşit, güvenli ve adil bir yaşam alanına ne kadar sahipler? Eğitimden güvenliğe, görünmeyen emekten kriz anlarına kadar çocuk haklarının nabzı. 23 Nisan yeni geçmişken, çocuklara dair cümlelerimiz çoğalıyor. Kürsülerde “geleceğimiz” diyoruz, sosyal medyada “umut” paylaşıyoruz. Ama bir ülkenin çocuklara bakışı, yalnızca bayramlarda kurduğu cümlelerle değil; gündelik hayatta onlara sunduğu koşullarla ölçülür. Türkiye’de çocuk olmak bugün hâlâ bir mücadele alanı. Bir yanda eğitim hakkı var—ama her çocuk için eşit mi? Büyük şehirlerde özel okulların imkânlarıyla büyüyen çocuklarla, kırsalda öğretmensiz sınıflarda bekleyen çocuklar aynı geleceğe mi hazırlanıyor? Eğitimin niteliği kadar erişimi de bir hak değil mi? Bir yanda “çocuk işçiliği yasaktır” diyoruz—ama sokakta mendil satan, sanayide çalışan, ailesine destek olmak zorunda bırakılan çocukları görmezden geliyoruz. Çocukların omzuna yüklenen ekonomik sorumluluk, aslında yetişkinlerin çözmesi gereken bir sorunun sessiz devri değil mi? Bir yanda “çocuğun üstün yararı” ilkesi var—ama kararlar gerçekten çocukları gözeterek mi alınıyor? Boşanma süreçlerinden eğitim politikalarına kadar birçok alanda çocuklar hâlâ dinlenmeyen taraf. Ve belki en ağır olanı: Güvenlik hakkı. Güvenlik hakkı ise başka bir kırılgan alan. Çocuklar için en güvenli olması gereken ev, okul ve sokak; bazen en savunmasız oldukları yerler haline gelebiliyor. Şiddet, ihmal ve görünmeyen riskler, çocukluğun doğallığını gölgeliyor. Okullarda yaşanan şiddet, ihmal ve istismar vakaları, çocukların en güvende olması gereken alanların bile ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Bir çocuk korkarak büyüyorsa, o toplum geleceğini korkuyla inşa ediyordur. Oysa hak dediğimiz şey, bir lütuf değildir. Hak; korunması, sağlanması ve geliştirilmesi gereken bir sorumluluktur. Afetler, ekonomik krizler ve toplumsal kırılmalar… Her birinde en çok etkilenenler yine çocuklar oluyor. Ama çoğu zaman en az onlar konuşuluyor. Oysa çocuk hakları, yalnızca “normal zamanlar” için değildir. Kriz anlarında daha da hayati hale gelir. 1989’da kabul edilen Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, çocukların yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarını açıkça tanımlar. Türkiye bu sözleşmeye taraf. Yani mesele yalnızca iyi niyet değil; aynı zamanda bir yükümlülük. Ama gerçek şu: Çocukların sesi hâlâ çoğu zaman yetişkinlerin gölgesinde kalıyor. Belki de sormamız gereken soru şu: Çocukları gerçekten dinliyor muyuz, yoksa onlar adına konuşmaya mı devam ediyoruz? Çünkü bir çocuğun hakkı, onun yerine karar vermek değil; onun sesini duyabilmektir. Bugün Türkiye’de çocukların ihtiyacı olan şey daha fazla nasihat değil—daha fazla adalet. Daha fazla sevgi değil sadece—daha fazla güvenli alan. Daha fazla söz değil—daha fazla gerçek. Ve belki de en önemlisi: Çocukları geleceğin bir parçası olarak görmekten vazgeçip, bugünün öznesi olarak kabul etmek. Çünkü çocuklar beklemez. Büyürler.  Ve biz yetişkinler onlara ne bıraktıysak, onunla yaşarlar.
Ekleme Tarihi: 04 Mayıs 2026 -Pazartesi

ÇOCUKLAR VAR: PEKİ HAKLARI GERÇEKTEN VAR MI?

ÇOCUKLAR VAR: PEKİ HAKLARI GERÇEKTEN VAR MI?

Bir ülke, çocuklarına ne kadar yer açıyorsa geleceğine de o kadar yer açıyordur.

Türkiye’de çocuklar “gelecek” olarak anılıyor ama bugünün gerçekliği içinde eşit, güvenli ve adil bir yaşam alanına ne kadar sahipler? Eğitimden güvenliğe, görünmeyen emekten kriz anlarına kadar çocuk haklarının nabzı.

23 Nisan yeni geçmişken, çocuklara dair cümlelerimiz çoğalıyor. Kürsülerde “geleceğimiz” diyoruz, sosyal medyada “umut” paylaşıyoruz. Ama bir ülkenin çocuklara bakışı, yalnızca bayramlarda kurduğu cümlelerle değil; gündelik hayatta onlara sunduğu koşullarla ölçülür.

Türkiye’de çocuk olmak bugün hâlâ bir mücadele alanı.

Bir yanda eğitim hakkı var—ama her çocuk için eşit mi? Büyük şehirlerde özel okulların imkânlarıyla büyüyen çocuklarla, kırsalda öğretmensiz sınıflarda bekleyen çocuklar aynı geleceğe mi hazırlanıyor? Eğitimin niteliği kadar erişimi de bir hak değil mi?

Bir yanda “çocuk işçiliği yasaktır” diyoruz—ama sokakta mendil satan, sanayide çalışan, ailesine destek olmak zorunda bırakılan çocukları görmezden geliyoruz. Çocukların omzuna yüklenen ekonomik sorumluluk, aslında yetişkinlerin çözmesi gereken bir sorunun sessiz devri değil mi?

Bir yanda “çocuğun üstün yararı” ilkesi var—ama kararlar gerçekten çocukları gözeterek mi alınıyor? Boşanma süreçlerinden eğitim politikalarına kadar birçok alanda çocuklar hâlâ dinlenmeyen taraf.

Ve belki en ağır olanı: Güvenlik hakkı.

Güvenlik hakkı ise başka bir kırılgan alan. Çocuklar için en güvenli olması gereken ev, okul ve sokak; bazen en savunmasız oldukları yerler haline gelebiliyor. Şiddet, ihmal ve görünmeyen riskler, çocukluğun doğallığını gölgeliyor.

Okullarda yaşanan şiddet, ihmal ve istismar vakaları, çocukların en güvende olması gereken alanların bile ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Bir çocuk korkarak büyüyorsa, o toplum geleceğini korkuyla inşa ediyordur.

Oysa hak dediğimiz şey, bir lütuf değildir.

Hak; korunması, sağlanması ve geliştirilmesi gereken bir sorumluluktur.

Afetler, ekonomik krizler ve toplumsal kırılmalar… Her birinde en çok etkilenenler yine çocuklar oluyor. Ama çoğu zaman en az onlar konuşuluyor.

Oysa çocuk hakları, yalnızca “normal zamanlar” için değildir. Kriz anlarında daha da hayati hale gelir.

1989’da kabul edilen Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, çocukların yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarını açıkça tanımlar. Türkiye bu sözleşmeye taraf. Yani mesele yalnızca iyi niyet değil; aynı zamanda bir yükümlülük.

Ama gerçek şu:

Çocukların sesi hâlâ çoğu zaman yetişkinlerin gölgesinde kalıyor. Belki de sormamız gereken soru şu:

Çocukları gerçekten dinliyor muyuz, yoksa onlar adına konuşmaya mı devam ediyoruz?

Çünkü bir çocuğun hakkı, onun yerine karar vermek değil; onun sesini duyabilmektir.

Bugün Türkiye’de çocukların ihtiyacı olan şey daha fazla nasihat değil—daha fazla adalet. Daha fazla sevgi değil sadece—daha fazla güvenli alan. Daha fazla söz değil—daha fazla gerçek.

Ve belki de en önemlisi: Çocukları geleceğin bir parçası olarak görmekten vazgeçip, bugünün öznesi olarak kabul etmek.

Çünkü çocuklar beklemez. Büyürler.  Ve biz yetişkinler onlara ne bıraktıysak, onunla yaşarlar.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve tekirdagmedyasesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.