SOSYOLOG ÖZLEM SEZGİN KILIÇÇI
Köşe Yazarı
SOSYOLOG ÖZLEM SEZGİN KILIÇÇI
 

Lysistrata’nın Torunları ve Bitmeyen Kadın Hikâyesi

Lysistrata’nın Torunları ve Bitmeyen Kadın Hikâyesi Aristophanes’in Lysistrata’sını kim yazdıysa—ki yazan Aristophanes’ti ama belli ki bir ilham perisi epeyce kulak çekmiş—kadınların toplumsal gücünü öyle bir sahneye koymuş ki, aradan iki bin yıl geçti, hâlâ üzerimize cuk oturuyor. Düşünün: Antik Yunan’ın şatafatlı erkekleri savaş çıkarıyor, kadınlar da “Yeter ama!” diye bir araya gelip devleti fişten çekiyor. Bunun adı komedi ise, dünya tarihi galiba uzun bir skecin içinde geçiyor. Aristophanes’in Lysistrata’sı… Antik Yunan sahnesine bırakılmış bir kahkaha bombası gibi görünür ama dikkatle bakınca, içinde bugünün dünyasına doğru uzanan ince bir sızı ve güçlü bir isyan taşır. Oyunun en başında Lysistrata’nın kadınlara seslenişini duyarız: “Kadınlar, eğer biz bir araya gelmezsek bu savaş hiç bitmeyecek!” Bu çağrı, binlerce yıl öteden bugünün meydanlarında, kampanyalarında, sosyal medya akışlarında hâlâ dolaşan bir cümledir aslında. Erkekler şehir devletlerini yönetirken savaştan savaşa koşar; kadınlar ise kapıda onları bekleyip bedel öder. Aristophanes bunu öyle tatlı bir taşlamayla anlatır ki, kadınların sabrı bıçak sırtına geldiğinde sahneye şu sitem düşer: “Erkekler devlet işlerini yönetiyor ama akıllarını yönetebildikleri pek söylenemez.” Bugün hâlâ siyaset dünyanın pek çok yerinde aynı “erkek aklının” rutubetini taşıyorsa, belki de sorun zamanın akmamasındadır. Lysistrata’nın planı malum: Erkekler savaşmayı bıraksın diye kadınları cinsel greve çağırmak. Yöntem tartışmaya açık, ama amaç gayet net: “Sizin politikalarınız yüzünden biz niye hayatın yükünü çekiyoruz?” Kadınların, kendi bedenleri üzerinde söz sahibi olmaya dair binlerce yıllık itirazının sahneye atılmış ilk taşlarından biri bu. Bugün hâlâ rıza, beden özgürlüğü, şiddet gibi meseleleri tartışıyorsak, demek ki Aristophanes’in yazdığı tiradın yankısı hâlâ akustikte dolaşıyor. Lysistrata’nın planı basittir… Yöntemin kendisi bir komedi unsurudur ama altında çok ciddi bir hakikati taşır: Kadınların kendi bedenleri üzerindeki karar hakkı. Grev sırasında kadınlar şöyle der: “Evlerimizden çıktık; çünkü bıktık sizin erkeklik deliliklerinizden.” Bu cümle, yüzyıllar sonra aynı şikâyetle sokağa çıkan kadınların sırtına bir omuz gibi konuyor. Oyunda kadınlar yalnızca bedenleriyle değil, akıllarıyla da direnirler. Siyaset alanına sokulmayanların, kapıları tutup kendi meclislerini kurmasına tanık oluruz. Erkek korosuna karşı gururla haykırdıkları şu söz, bugün hâlâ yankılanıyor: “Biz de şehir için sizin kadar düşünüyoruz. Hem belki sizden daha iyi.” Eşit temsil tartışmalarının sürdüğü bu çağda, bu cümle komedi değil; yorulmuş bir gerçeğin en berrak hâli. Bir de o meşhur kadın dayanışması sahneleri var. Kadınlar farklı şehirlerden gelir, kapıları tutar, kararlarını verir, kendi meclislerini kurar. Tanıdık geldi mi? Bugünün sosyal medya çağında bir hashtag açıyorsun, hop, dünyanın öbür ucundan biri aynı dertten muzdarip.  Lysistrata’nın çağrısı belki güvercinle dolaşıyordu, ama bugün Wi-Fi ile geziyor. Aradaki fark teknoloji; yoksa mesele aynı mesele.   Üstelik oyunda kadınların siyasete karışması yasak. Ama ne oluyor? Kadınlar yasağın üzerine basamak yapıp yine o siyaset kapısından içeri giriyor. E ne yapsınlar? Yüzyıllardır “Siyaset ciddi bir iştir, kadınlara göre değil,” diyen zihin yapısı, ortalık toplanmadıkça kadınların kapı eşiklerinde dolandırılmasını bekliyor. Ama kadın dediğin, iki dakikada mutfakta üç çeşit çıkaran bir canlı; devleti mi yönetemeyecek? Ve oyunun en güzel metaforlarından biri gelir: “Barışı biz dokuyacağız; tıpkı en iyi kumaşları dokuduğumuz gibi.” Kadınların barış süreçlerinde neden önemli olduğunu, bundan daha zarif bir cümle anlatabilir mi? Dün savaşın ağırlığı kadınların omuzundaydı; bugün krizlerin, bakım emeğinin ve şiddetin yükü yine onların üzerinde… Yük değişmiyor. Direnme biçimi değişiyor, güçleniyor, çeşitleniyor. Ama aynı zamanda barışı, dayanışmayı, değişimi dokuyan eller de onlar. Bugün hâlâ parlamentolarda eşit temsil konuşuyoruz; barış masalarında kadınların sandalyesi eksik. Görünen o ki, Lysistrata’nın o meşhur toplantıda boş kalan sandalyesi hâlâ rezervasyon bekliyor. Belki de rezervasyonu erkekler yapmıştır, kim bilir? Ama işin en etkileyici yanı şu: Oyun ne kadar mizah dolu olsa da, içindeki isyan gerçek. Savaşın yükü dün kadınların omuzundaydı, bugün de öyle. Lysistrata’nın sözleri, belki sahneyi dolduran bir kahkahaydı ama bugün aynı söz, sokakta yürüyen bir kadının ayak sesine karışıyor: “İstersek dünya değişir.” Aristophanes muhtemelen bu cümleyi yazarken böyle dev bir yankı hayal etmemişti. Ama o, yazdı. Kadınlar da binlerce yıl sonra hâlâ aynı kararla okumaya devam ediyor. Lysistrata’nın sahneye sürdüğü isyan, belki o gün seyircileri güldürüyordu ama bugün okuyanları düşündürüyor. Binlerce yıl önce sahnede söylenen söz, bugün meydanlarda, kampanyalarda, sessiz ama kararlı bir direnişte yeniden yankılanıyor. Çünkü hikâye aynı: Kadınlar isterse dünya değişir. Hem de binlerce yıldır.
Ekleme Tarihi: 23 Mart 2026 -Pazartesi

Lysistrata’nın Torunları ve Bitmeyen Kadın Hikâyesi

Lysistrata’nın Torunları ve Bitmeyen Kadın Hikâyesi

Aristophanes’in Lysistrata’sını kim yazdıysa—ki yazan Aristophanes’ti ama belli ki bir ilham perisi epeyce kulak çekmiş—kadınların toplumsal gücünü öyle bir sahneye koymuş ki, aradan iki bin yıl geçti, hâlâ üzerimize cuk oturuyor. Düşünün: Antik Yunan’ın şatafatlı erkekleri savaş çıkarıyor, kadınlar da “Yeter ama!” diye bir araya gelip devleti fişten çekiyor. Bunun adı komedi ise, dünya tarihi galiba uzun bir skecin içinde geçiyor.

Aristophanes’in Lysistrata’sı… Antik Yunan sahnesine bırakılmış bir kahkaha bombası gibi görünür ama dikkatle bakınca, içinde bugünün dünyasına doğru uzanan ince bir sızı ve güçlü bir isyan taşır. Oyunun en başında Lysistrata’nın kadınlara seslenişini duyarız:

“Kadınlar, eğer biz bir araya gelmezsek bu savaş hiç bitmeyecek!”

Bu çağrı, binlerce yıl öteden bugünün meydanlarında, kampanyalarında, sosyal medya akışlarında hâlâ dolaşan bir cümledir aslında.

Erkekler şehir devletlerini yönetirken savaştan savaşa koşar; kadınlar ise kapıda onları bekleyip bedel öder. Aristophanes bunu öyle tatlı bir taşlamayla anlatır ki, kadınların sabrı bıçak sırtına geldiğinde sahneye şu sitem düşer:

“Erkekler devlet işlerini yönetiyor ama akıllarını yönetebildikleri pek söylenemez.”

Bugün hâlâ siyaset dünyanın pek çok yerinde aynı “erkek aklının” rutubetini taşıyorsa, belki de sorun zamanın akmamasındadır.

Lysistrata’nın planı malum: Erkekler savaşmayı bıraksın diye kadınları cinsel greve çağırmak. Yöntem tartışmaya açık, ama amaç gayet net: “Sizin politikalarınız yüzünden biz niye hayatın yükünü çekiyoruz?” Kadınların, kendi bedenleri üzerinde söz sahibi olmaya dair binlerce yıllık itirazının sahneye atılmış ilk taşlarından biri bu. Bugün hâlâ rıza, beden özgürlüğü, şiddet gibi meseleleri tartışıyorsak, demek ki Aristophanes’in yazdığı tiradın yankısı hâlâ akustikte dolaşıyor.

Lysistrata’nın planı basittir… Yöntemin kendisi bir komedi unsurudur ama altında çok ciddi bir hakikati taşır: Kadınların kendi bedenleri üzerindeki karar hakkı. Grev sırasında kadınlar şöyle der:

“Evlerimizden çıktık; çünkü bıktık sizin erkeklik deliliklerinizden.”

Bu cümle, yüzyıllar sonra aynı şikâyetle sokağa çıkan kadınların sırtına bir omuz gibi konuyor.

Oyunda kadınlar yalnızca bedenleriyle değil, akıllarıyla da direnirler. Siyaset alanına sokulmayanların, kapıları tutup kendi meclislerini kurmasına tanık oluruz. Erkek korosuna karşı gururla haykırdıkları şu söz, bugün hâlâ yankılanıyor:

“Biz de şehir için sizin kadar düşünüyoruz. Hem belki sizden daha iyi.”

Eşit temsil tartışmalarının sürdüğü bu çağda, bu cümle komedi değil; yorulmuş bir gerçeğin en berrak hâli.

Bir de o meşhur kadın dayanışması sahneleri var. Kadınlar farklı şehirlerden gelir, kapıları tutar, kararlarını verir, kendi meclislerini kurar. Tanıdık geldi mi? Bugünün sosyal medya çağında bir hashtag açıyorsun, hop, dünyanın öbür ucundan biri aynı dertten muzdarip.  Lysistrata’nın çağrısı belki güvercinle dolaşıyordu, ama bugün Wi-Fi ile geziyor. Aradaki fark teknoloji; yoksa mesele aynı mesele.

 

Üstelik oyunda kadınların siyasete karışması yasak. Ama ne oluyor? Kadınlar yasağın üzerine basamak yapıp yine o siyaset kapısından içeri giriyor. E ne yapsınlar? Yüzyıllardır “Siyaset ciddi bir iştir, kadınlara göre değil,” diyen zihin yapısı, ortalık toplanmadıkça kadınların kapı eşiklerinde dolandırılmasını bekliyor. Ama kadın dediğin, iki dakikada mutfakta üç çeşit çıkaran bir canlı; devleti mi yönetemeyecek?

Ve oyunun en güzel metaforlarından biri gelir:

“Barışı biz dokuyacağız; tıpkı en iyi kumaşları dokuduğumuz gibi.”

Kadınların barış süreçlerinde neden önemli olduğunu, bundan daha zarif bir cümle anlatabilir mi?

Dün savaşın ağırlığı kadınların omuzundaydı; bugün krizlerin, bakım emeğinin ve şiddetin yükü yine onların üzerinde… Yük değişmiyor. Direnme biçimi değişiyor, güçleniyor, çeşitleniyor. Ama aynı zamanda barışı, dayanışmayı, değişimi dokuyan eller de onlar.

Bugün hâlâ parlamentolarda eşit temsil konuşuyoruz; barış masalarında kadınların sandalyesi eksik. Görünen o ki, Lysistrata’nın o meşhur toplantıda boş kalan sandalyesi hâlâ rezervasyon bekliyor. Belki de rezervasyonu erkekler yapmıştır, kim bilir?

Ama işin en etkileyici yanı şu: Oyun ne kadar mizah dolu olsa da, içindeki isyan gerçek. Savaşın yükü dün kadınların omuzundaydı, bugün de öyle. Lysistrata’nın sözleri, belki sahneyi dolduran bir kahkahaydı ama bugün aynı söz, sokakta yürüyen bir kadının ayak sesine karışıyor:

“İstersek dünya değişir.”

Aristophanes muhtemelen bu cümleyi yazarken böyle dev bir yankı hayal etmemişti. Ama o, yazdı. Kadınlar da binlerce yıl sonra hâlâ aynı kararla okumaya devam ediyor.

Lysistrata’nın sahneye sürdüğü isyan, belki o gün seyircileri güldürüyordu ama bugün okuyanları düşündürüyor.

Binlerce yıl önce sahnede söylenen söz, bugün meydanlarda, kampanyalarda, sessiz ama kararlı bir direnişte yeniden yankılanıyor.

Çünkü hikâye aynı: Kadınlar isterse dünya değişir. Hem de binlerce yıldır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve tekirdagmedyasesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.