SOSYOLOG ÖZLEM SEZGİN KILIÇÇI
Köşe Yazarı
SOSYOLOG ÖZLEM SEZGİN KILIÇÇI
 

ANNE OLMAK SADECE DOĞURMAK MI?

ANNE OLMAK SADECE DOĞURMAK MI? Geçenlerde bir reklam yayınlandı. İki kadın çocuklarının yaramazlıklarından konuşuyor. Biri diğerine bir elektrik süpürgesi tavsiye ediyor. Sonra kadın eve geliyor, “Oğluşum” diye sesleniyor ve koltuğun arkasından bir köpek koşarak çıkıyor. Kıyamet koptu. Bir reklamdan değil, bir kelimeden rahatsız oldular: “Oğluşum.” Çünkü bazılarına göre bir kadın köpeğine “oğlum”, “kızım”, “annem” diyemezmiş. Çünkü anne olmak sadece doğurmakmış. Çünkü sevgiye bile soy bağı soruluyormuş artık. Çünkü sevgiye bile nüfus kaydı soruluyormuş artık. Bu mesele aslında sadece bir reklam meselesi değil. “Kim anne sayılır?” sorusunu kimin sormaya hakkı olduğu meselesi. Ne tuhaf… Bir canlıyı büyütmek yetmiyor mu? Onun korkusuyla titremek… Hastalığında sabahlamak… Kendi yemeğini ikinci plana atıp önce onun karnını düşünmek… Eve geç kaldığında vicdan yapmak… Canı yandığında içinin parçalanması… Bunların hiçbirine annelik denmeyecek mi? Ben bir oğul doğurdum. Ama hayat bana bir oğul daha verdi. Eşimin önceki evliliğinden olan oğlunu da kalbimde aynı yere koydum. Sonra oğlum evlendi. Bir kızım oldu. Ardından küçücük bir bebek geldi dünyaya. Torunum. Ve ben bir kez daha anladım ki aile sadece kandan ibaret değil. Bazen insan birbirini doğurmadan da birbirinin yuvası olabiliyor. Benim bir de Maya’m vardı. İki aylıkken geldi hayatıma. On yıl boyunca birlikte yaşadık. Onun açlığını ben düşündüm. Korkusunu ben hissettim. Hastalandığında ben ağladım. Kapının önünde beni beklediği akşamları da bilirim, korktuğunda gelip dizime başını koyduğu anları da… Dertleştiğim zaman beni dinleyişini de… Hastalandığımda yanı başımdan ayrılmayışını da… Ağladığımda beni sakinleştirmeye çalışmasını da…  O benim kızımdı. Evet, bildiğiniz anlamıyla. “Sarı kızım” diyordum ona. “Annem” diye seviyordum. Çünkü annelik rahimde başlamıyor sadece. Bazen kalpte başlıyor. Ve onu uyutmak zorunda kaldığımız gün, içimde gerçekten bir şey öldü. Hâlâ burnum sızlıyor onu düşündüğümde. Bazı yokluklar geçmiyor çünkü. Bazı sevgilerin mezarı olmuyor. Şimdi biri çıkıp bana “Sen onun annesi değildin” diyebilir mi? Bir canlıya on yıl boyunca emek verip, onu koruyup, onun hayatını kendi hayatının merkezine koyduktan sonra… Buna annelik denmeyecekse, o zaman annelik tam olarak nedir? Sadece biyoloji mi? İnsan sevdiğine isim verir. İnsan bağ kurduğuna aidiyet hisseder. İnsan kalbinden büyüttüğüne “evladım” der. Ve kimsenin buna karışmaya hakkı yok. Asıl korkutucu olan şey bir kadının köpeğine “Oğluşum” demesi değil. Asıl korkutucu olan şey insanların birbirinin sevgisini denetlemeye çalışması. Çünkü sevgiyi küçümseyen toplumlar önce merhameti kaybeder. Merhamet gidince geriye sadece hüküm vermek kalır. Anneler Günü geliyor. Belki bir çocuk annesinin boynuna sarılacak. Belki bir kadın kedisine mama koyarken “gel bakalım oğlum” diyecek. Belki biri geçenlerde kaybettiği köpeğinin fotoğrafına bakıp sessizce ağlayacak. Ve hepsinin duygusu gerçek. Çünkü annelik bazen doğurmaktır. Bazen severek olur. Bazen emek vererek. Bazen “Sen artık benim ailesin” diyebilecek kadar sahip çıkarak. Çünkü aile bazen kan bağıyla kurulur. Asıl kalıcı olan, emek bağıdır.
Ekleme Tarihi: 25 Mayıs 2026 -Pazartesi

ANNE OLMAK SADECE DOĞURMAK MI?

ANNE OLMAK SADECE DOĞURMAK MI?

Geçenlerde bir reklam yayınlandı.

İki kadın çocuklarının yaramazlıklarından konuşuyor. Biri diğerine bir elektrik süpürgesi tavsiye ediyor. Sonra kadın eve geliyor, “Oğluşum” diye sesleniyor ve koltuğun arkasından bir köpek koşarak çıkıyor.

Kıyamet koptu. Bir reklamdan değil, bir kelimeden rahatsız oldular: “Oğluşum.”

Çünkü bazılarına göre bir kadın köpeğine “oğlum”, “kızım”, “annem” diyemezmiş. Çünkü anne olmak sadece doğurmakmış. Çünkü sevgiye bile soy bağı soruluyormuş artık. Çünkü sevgiye bile nüfus kaydı soruluyormuş artık.

Bu mesele aslında sadece bir reklam meselesi değil. “Kim anne sayılır?” sorusunu kimin sormaya hakkı olduğu meselesi.

Ne tuhaf… Bir canlıyı büyütmek yetmiyor mu?

Onun korkusuyla titremek… Hastalığında sabahlamak…

Kendi yemeğini ikinci plana atıp önce onun karnını düşünmek…

Eve geç kaldığında vicdan yapmak… Canı yandığında içinin parçalanması… Bunların hiçbirine annelik denmeyecek mi?

Ben bir oğul doğurdum. Ama hayat bana bir oğul daha verdi. Eşimin önceki evliliğinden olan oğlunu da kalbimde aynı yere koydum. Sonra oğlum evlendi. Bir kızım oldu. Ardından küçücük bir bebek geldi dünyaya. Torunum.

Ve ben bir kez daha anladım ki aile sadece kandan ibaret değil. Bazen insan birbirini doğurmadan da birbirinin yuvası olabiliyor.

Benim bir de Maya’m vardı. İki aylıkken geldi hayatıma. On yıl boyunca birlikte yaşadık. Onun açlığını ben düşündüm. Korkusunu ben hissettim. Hastalandığında ben ağladım. Kapının önünde beni beklediği akşamları da bilirim, korktuğunda gelip dizime başını koyduğu anları da… Dertleştiğim zaman beni dinleyişini de… Hastalandığımda yanı başımdan ayrılmayışını da… Ağladığımda beni sakinleştirmeye çalışmasını da…

 O benim kızımdı.

Evet, bildiğiniz anlamıyla.

“Sarı kızım” diyordum ona.

“Annem” diye seviyordum. Çünkü annelik rahimde başlamıyor sadece. Bazen kalpte başlıyor.

Ve onu uyutmak zorunda kaldığımız gün, içimde gerçekten bir şey öldü.

Hâlâ burnum sızlıyor onu düşündüğümde. Bazı yokluklar geçmiyor çünkü.

Bazı sevgilerin mezarı olmuyor.

Şimdi biri çıkıp bana “Sen onun annesi değildin” diyebilir mi? Bir canlıya on yıl boyunca emek verip, onu koruyup, onun hayatını kendi hayatının merkezine koyduktan sonra… Buna annelik denmeyecekse, o zaman annelik tam olarak nedir? Sadece biyoloji mi?

İnsan sevdiğine isim verir. İnsan bağ kurduğuna aidiyet hisseder.

İnsan kalbinden büyüttüğüne “evladım” der. Ve kimsenin buna karışmaya hakkı yok.

Asıl korkutucu olan şey bir kadının köpeğine “Oğluşum” demesi değil.

Asıl korkutucu olan şey insanların birbirinin sevgisini denetlemeye çalışması. Çünkü sevgiyi küçümseyen toplumlar önce merhameti kaybeder.

Merhamet gidince geriye sadece hüküm vermek kalır.

Anneler Günü geliyor. Belki bir çocuk annesinin boynuna sarılacak. Belki bir kadın kedisine mama koyarken “gel bakalım oğlum” diyecek. Belki biri geçenlerde kaybettiği köpeğinin fotoğrafına bakıp sessizce ağlayacak.

Ve hepsinin duygusu gerçek.

Çünkü annelik bazen doğurmaktır. Bazen severek olur. Bazen emek vererek. Bazen “Sen artık benim ailesin” diyebilecek kadar sahip çıkarak.

Çünkü aile bazen kan bağıyla kurulur.

Asıl kalıcı olan, emek bağıdır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve tekirdagmedyasesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.