KİMSE ÇIKMASIN DİYE KURULAN HAYATLAR / YENGEÇ ZİHNİYETİ
Bir kovaya tek bir yengeç koyduğunuzda, bir süre sonra kenara tutunur, tırmanır ve dışarı çıkmayı başarır.
Ama aynı kovaya birkaç yengeç koyduğunuzda garip bir şey olur:
Hiçbiri çıkamaz.
Çünkü içlerinden biri yukarı doğru ilerlediğinde, diğerleri onu ayaklarından tutup aşağı çeker.
İnsan bu hikâyeyi ilk duyduğunda gülümsemekle irkilmek arasında kalıyor. Çünkü bir noktadan sonra bunun yengeçlerle değil, insanlarla ilgili olduğunu anlıyor.
Belki de bu yüzden birçok insan hayallerinden vazgeçmiyor aslında; sadece çevresindeki insanların küçümsemesine dayanamayacağını bildiği için sessizleşiyor.
Yeni bir şey denemek isteyen birine hemen aynı cümleler söyleniyor: “Boş işlerle uğraşma.” “O işten bir şey çıkmaz.” “Herkes senin kadar şanslı değil.” “Kendini ne sanıyorsun?”
İlginç olan şu: İnsanların çoğu başarısız olanı değil, denemeye cesaret edeni rahatsız edici buluyor.
Çünkü bir insanın risk alması, diğerlerinin yıllardır ertelediği hayatı görünür kılıyor. Birinin değişmesi, diğerinin yerinde sayışını yüzüne vuruyor. Birinin üretmeye başlaması, diğerinin bahanelerini anlamsızlaştırıyor.
Ve işte tam bu yüzden toplumda açık açık kötülükten çok, “örtülü frenleme” vardır. Kimse sana doğrudan “başarma” demez. Ama hevesini küçümser. Fikrini hafife alır. Cesaretini kibir gibi gösterir.
Işığını “fazla” bulur.
Çünkü birçok insanın sessiz anlaşması şudur: Kimse çok yükselmesin. Kimse fazla görünmesin. Kimse diğerlerine kendi korkularını hatırlatmasın.
Bu yüzden bazı ortamlarda sıradanlık ödüllendirilir. Vasatlık güvenli bölgedir. Hatta bazen mutsuzluk bile bir aidiyet biçimine dönüşür. Dikkat et: Sürekli şikâyet eden insanlar birbirini kolay kolay terk etmez.
Ama sürekli üreten, gelişen, dönüşen biri çoğu zaman yalnız kalır. Çünkü değişim ilham vermeden önce rahatsız eder. Asıl trajedi ise şu: İnsan zamanla aşağı çekilmekten korktuğu için kendi potansiyelini gizlemeye başlıyor. Daha az konuşuyor. Daha küçük hayaller kuruyor. Parlamamayı öğreniyor.
Sırf kabul görmek için kendini küçülten kaç insan var… Ve sonra buna “olgunluk” deniyor. Gerçekçilik” deniyor. “Haddini bilmek” deniyor. Oysa bazen bunların adı yalnızca korku.
Üstelik mesele sadece çevremiz de değil. Bazen insanın içindeki ses, dışarıdaki herkesten daha acımasız oluyor. Tam bir adım atacakken başlayan o iç konuşma:
“Ya rezil olursam?”
“Ya başarısız olursam?”
“Ben kimim ki?”
İşte en güçlü yengeç bazen insanın kendi zihninde yaşıyor. Kova sadece dışarıda değil çünkü. İçimizde de taşıyoruz onu.
Ve belki de bu çağın en büyük problemi şu: İnsanlar özgür olmak istiyor ama özgür insanların yanında duramıyor. Başarılı olmak istiyor ama başarılı insanları sevmiyor. Değişmek istiyor ama değişenleri cezalandırıyor.
Çünkü bir başkasının cesareti, insanın kendi ertelediği hayatla yüzleşmesine neden oluyor. Bu yüzden bazı insanlar seni gerçekten başarısız olduğun için değil, başarma ihtimalin olduğu için sevmez.
Ve insan bunu anladığında hayatındaki birçok şey yerine oturuyor. Bazı dostluklar neden soğuyor… Bazı ilişkiler neden geriliyor… Bazı insanlar neden sen büyüdükçe senden uzaklaşıyor…
Çünkü herkes senin mutlu olmanı ister. Ama çoğu insan, kendisinden daha özgür olmanı kaldıramaz.
Belki de bu yüzden insanın hayatındaki en önemli kararlarından biri şudur: Hangi kovada kalacağını seçmek. Çünkü bazı insanlar seni aşağı çeker. Bazılarıysa sana nasıl tırmanacağını hatırlatır.
Ve bazen hayatın yönünü değiştiren şey, yetenek değil; çevrendir. Şimdi kendine dürüstçe sor: Sen gerçekten çıkmak istiyor musun? Yoksa kimsenin çıkamadığı bir yerde kalıp buna kader mi diyorsun?
Çünkü kimse çıkamıyorsa, sorun kova değil.
İçindekiler.