PİNOKYO ZATEN ÇOCUK DEĞİL MİYDİ?
Önce Pinokyo'yu hatırlayalım…
The Adventures of Pinocchio aslında sadece "yaramaz bir kuklanın hikâyesi" değildir. İlk bölümleri okuduğunda Pinokyo meraklı, hareketli, sorgulayan ve otoriteyi zorlayan bir çocuktur. Bugün birçok psikolog onun davranışlarını "çocuk olmanın doğallığı" olarak yorumlar. Fakat hikâye boyunca ona sürekli şu mesaj verilir:
Söz dinle.
Okula git.
Çok çalış, çok itaat et.
Büyükleri sorgulama.
Kurallara uy.
O zaman "gerçek çocuk" olmayı hak edeceksin.
Çocukken bize Pinokyo'nun yalan söylediği için burnunun uzadığı anlatıldı. Ama kimse başka bir şey sormadı. Pinokyo neden durmadan değişmek zorundaydı?
Pinokyo zaten bir çocuk gibi hisseder, düşünür ve davranır. Ama ona bunun yeterli olmadığı söylenir. Gerçek çocuk olmak için önce başkalarının istediği biri olması gerekir.
Bu, günümüzde de sık rastladığımız bir durum değil mi?
"Uslu çocuk."
"Akıllı çocuk."
"Söz dinleyen çocuk."
Sanki çocuk olmak yetmiyor; kabul görmek için belirli bir kalıba girmek gerekiyor.
1881, Italian unification, (Risorgimento olarak bilinen İtalyan birleşmesi, 19. yüzyılda İtalyan Yarımadası'ndaki çeşitli devlet ve bölgelerin tek bir ulus altında birleşmesine yol açan önemli bir hareketti. Süreç, Napolyon öncesi sınırları yeniden tesis eden ve İtalya'yı çeşitli krallık ve devletlere bölen 1815 Viyana Kongresi'nin ardından ciddi anlamda başladı. Risorgimento, bir dizi milliyetçi isyan, siyasi manevra ve Giuseppe Mazzini ve Camillo di Cavour gibi birleşmeyi savunmada önemli roller oynayan kilit isimlerle karakterize edildi.)* sonrasındaki yıllar. Yeni kurulmuş bir devlet var. Farklı lehçeler konuşan, farklı gelenekleri olan insanlar tek bir "İtalyan" kimliği altında toplanmaya çalışılıyor.
Bunun için devletin en güçlü araçlarından biri ne oluyor? Eğitim. Çocuklar ortak dili öğreniyor, aynı değerleri öğreniyor, aynı vatandaşlık anlayışıyla yetiştiriliyor. Ortak bir dil, ortak kurallar ve ortak bir vatandaşlık bilinci oluşturulmaya çalışılıyor.
Pinokyo'nun hikâyesi tam da İtalya'nın kendine ortak bir kimlik inşa etmeye çalıştığı yıllarda yayımlandı. Yeni kurulan devlet, yalnızca topraklarını değil; dilini, eğitimini ve vatandaşlık anlayışını da birleştirmeye çalışıyordu. Böyle bir dönemde "iyi çocuk", aynı zamanda "iyi vatandaş" fikrine de göz kırpıyordu. Belki bu yüzden Pinokyo'nun yontulan bedeni, yalnızca bir kuklanın değil; biçim verilmek istenen bireyin de sembolü olarak okunabilir.
Burada Gepetto'nun yonttuğu tahta aslında sembolik olarak çok anlamlı geliyor bana. Tahta, henüz biçim verilmemiş potansiyel. Yontma işlemi ise toplumsallaşma. Yani:
Devlet vatandaşını yontar.
Aile çocuğunu yontar.
Okul öğrenciyi yontar.
Toplum bireyi yontar.
Ve herkes sonunda "iyi vatandaş", "iyi evlat", "iyi çocuk" olmalıdır. Gepetto yalnızca Pinokyo'yu yontmuyordu; dönemin İtalya'sı da kendi Pinokyolarını yontuyordu.
Bir ayrıntı daha var ki beni çok düşündürüyor. Pinokyo'nun burnu neden uzar? Herkes bunun "yalan söylemenin cezası" olduğunu düşünür. Ama başka bir açıdan bakarsak, burnu onun içindeki gerçeğin dışarı taşmasıdır. Yalanını gizleyemez.
Bugün ise çoğu zaman tam tersini yapıyoruz. Burnumuz uzamıyor ama duygularımızı saklamayı öğreniyoruz. "Üzülmedim." "Kırılmadım." "İyiyim."
Belki de modern insanın başarısı, Pinokyo'nun başaramadığı şeyi başarmasıdır: İçindekini görünmez kılmak.
"Gerçek çocuk olmak için kimden izin aldık?" Ya da şöyle sorayım: "Pinokyo ne zaman çocuk sayıldı?"
Çünkü asıl mesele tahta olması değildi. Asıl mesele, yetişkinlerin istediği kişiye dönüşmesiydi. Ve bu soru sadece Pinokyo'nun değil, hepimizin sorusu: Çocukluğumuzda bize gerçekten "kendin ol" mu dendi, yoksa "önce uslu ol, sonra seni severiz" mi?
İşin aslı; Pinokyo'nun gerçek çocuk olmasına değil, yetişkinlerin istediği çocuğa dönüşmesine izin verildi.
Belki de çocuklar hiçbir zaman "gerçek çocuk" olmayı beklemiyordu. Onlar zaten çocuktu. Bekleyen biz yetişkinlerdik; onları kendi hayalimizdeki çocuğa dönüştürmeyi...
*Kaynak:
https://www.ebsco.com/research-starters/history/italian-unification-risorgimento