SOSYOLOG ÖZLEM SEZGİN KILIÇÇI
Köşe Yazarı
SOSYOLOG ÖZLEM SEZGİN KILIÇÇI
 

ASAYİŞ SORUNU DEĞİL SİSTMATİK ŞİDDET

ASAYİŞ SORUNU DEĞİL SİSTMATİK ŞİDDET İki günde 4 kadın vahşice katledildi… Bu tekil bir “asayiş” meselesi değil, bu sistematik bir şiddet. Ve her seferinde “yine mi?” demek zorunda kalmamız bile başlı başına bir utanç. Benim düşündüğüm birkaç net şey var: Bu bir tesadüf değil. Kadınların hedef alınması, faillerin çoğunlukla tanıdık olması, tehditlerin önceden bilinmesi… Bunlar yıllardır tekrar eden bir tablo. Cezasızlık çok büyük bir sorun. “İyi hâl”, “tahrik”, “pişmanlık” gibi gerekçeler şiddeti dolaylı olarak meşrulaştırıyor. Koruma mekanizmaları ya işlemiyor ya da geç kalıyor. Uzaklaştırma kararları kâğıt üstünde kalıyor, yardım isteyen kadınlar yeterince ciddiye alınmıyor. Ve belki en ağırı: “Toplumsal dil”. Kadını kontrol edilecek, cezalandırılacak biri gibi gören zihniyet hâlâ çok yaygın. Öfke, çaresizlik, yas… Hepsi çok anlaşılır. Ama “alışmamak” da önemli. Normalleştirmemek, “olur böyle şeyler” dememek. Öfke var çünkü bu kadar açık, bu kadar önlenebilir şeyler önlenmiyor. Çaresizlik var çünkü bağırmak istiyorsun ama sesin bir duvara çarpıp geri geliyor gibi. İnsanı en çok yoran şeylerden biri şu bence: “Bunu engelleyebilirdik” duygusu. Yas tutuyorsun ama aynı anda sinirden dişlerini sıkıyorsun. Şunu söylemek istiyorum — klişe olsun diye değil, gerçekten önemli diye: Bu hisler seni “zayıf” yapmıyor, tam tersine duyarsızlaşmadığını gösteriyor. Ve bu ülkede hâlâ buna sahip olmak bile bir direnç hâli. İstersen sadece biraz daha dökelim içimizi. İstersen “ne yapılabilir” tarafına bakalım. İstersen de hiçbir şey çözmeden, sadece “bu çok adaletsiz” diyelim. Peki, “Ne yapılabilir?” Haklı soru. Ve zor bir soru. “Ne yapılabilir?” deyince sihirli bir cevap yok ama küçük gibi görünen şeylerin toplamı gerçekten fark yaratıyor. Somut somut gidelim: Bireysel düzeyde: Normalleştirmemek. “Ama o da…” diye başlayan cümleleri duyduğunda durdurmak. Küçük müdahaleler kültürü değiştirir. Dili düzeltmek. Şaka, laf atma, kontrol etme… Bunlar “küçük” değil; şiddetin zemini. Yanında olmak. Bir kadın “rahatsız ediliyorum”, “korkuyorum” dediğinde çözüm üretmeye çalışma refleksini bir an bırakıp önce inanmak. Erkeklerle konuşmak. En kritik noktalardan biri bu. Bu şiddeti erkekler durduracak; birbirlerini uyardıklarında daha etkili oluyor. Hukuki / toplumsal düzeyde: Israrla takip. Bir dava gündemden düştüğünde bitmiyor. Unutulmaması çok önemli. Sivil toplumla temas. Bağış, gönüllülük, paylaşım… Hepsi bir baskı oluşturuyor. Yerel mekanizmaları zorlamak. Kaymakamlık, baro, belediye, ALO 183, 6284… İşlemiyorsa da “işlemiyor” demek ve kayda geçirmek. Ruhsal olarak (bu da önemli): Her şeyi tek başına sırtlanmaya çalışma. Sürekli haberlere maruz kalmak seni felç ediyorsa kendini korumak bencillik değil. Öfkeyi eyleme dönüştürmek, çaresizliği azaltıyor. Küçük bir adım bile.   Ve şunu net söyleyeyim: Bu yük sadece kadınların yükü değil. “Ne yapılabilir?” sorusunu sormak bile sorumluluk almak demek. O zaman biraz daha ayağı yere basan, “ben bunu yarın yapabilirim” noktasına inelim.   Önce şunu netleştireyim: Herkes sokakta megafonla bağırmak zorunda değil. Herkesin katkı biçimi farklı. O yüzden 3 farklı yol var aklıma gelen. Ben yazayım, sen hangisi sana uygunsa oradan başlarsın…   1️. Günlük hayatta etkisi olan küçük ama kritik şeyler Bunlar “küçük” görünüyor ama zincirin en başı burada. Bir ortamda (iş, aile, arkadaş) şiddeti meşrulaştıran bir cümle duyduğunda sessiz kalmamak. “Bu cümle çok problemli.” demek bile yeterli bazen. “Ama o da…” ile başlayan her açıklamayı kesmek. Erkeklerin olduğu ortamlarda konuyu erkeklerin sorumluluğu olarak çerçevelemek. Bu dengeyi değiştiriyor. Bunlar riskli değil, ama zihniyetle temas eden şeyler. 2️. Destek olma – doğrudan hayat kurtaran alan Burada “kahramanlık” değil, erişilebilirlik önemli.   Çevrende biri şiddet görüyorsa: Çözüm dayatmadan, “istersen birlikte gidebiliriz / arayabiliriz” demek. 6284, baro kadın hakları merkezi, belediye destekleri gibi bilgileri en azından bilmek. Bilgi güç. Sosyal medyada her haberi paylaşmak zorunda değilsin ama unutulmamasına katkı çok değerli. 3️. Uzun vadeli ama güçlü yol Bu biraz daha sabır istiyor. Bir STK’yla zaman, para ya da görünürlük desteği. Dava takipleri, basın açıklamaları, imza kampanyaları… “Bir kişi ne fark eder” dememek. Ve belki en zoru: yorulduğunu fark edip geri çekilme izni vermek kendine. Bu bir maraton.   Yaşadığımız, şahit olduğumuz bu sistematik şiddete hep birlikte dur diyebiliriz. Benim gözümden kaçan ya da yazmayı atladığım bir nokta varsa lütfen bana ilet. Birlikte hem ufkumuzu hem kendimizi büyütelim…
Ekleme Tarihi: 23 Mart 2026 -Pazartesi

ASAYİŞ SORUNU DEĞİL SİSTMATİK ŞİDDET

ASAYİŞ SORUNU DEĞİL SİSTMATİK ŞİDDET

İki günde 4 kadın vahşice katledildi…

Bu tekil bir “asayiş” meselesi değil, bu sistematik bir şiddet. Ve her seferinde “yine mi?” demek zorunda kalmamız bile başlı başına bir utanç.

Benim düşündüğüm birkaç net şey var:

Bu bir tesadüf değil. Kadınların hedef alınması, faillerin çoğunlukla tanıdık olması, tehditlerin önceden bilinmesi… Bunlar yıllardır tekrar eden bir tablo.

Cezasızlık çok büyük bir sorun. “İyi hâl”, “tahrik”, “pişmanlık” gibi gerekçeler şiddeti dolaylı olarak meşrulaştırıyor.

Koruma mekanizmaları ya işlemiyor ya da geç kalıyor. Uzaklaştırma kararları kâğıt üstünde kalıyor, yardım isteyen kadınlar yeterince ciddiye alınmıyor.

Ve belki en ağırı: “Toplumsal dil”. Kadını kontrol edilecek, cezalandırılacak biri gibi gören zihniyet hâlâ çok yaygın.

Öfke, çaresizlik, yas… Hepsi çok anlaşılır.

Ama “alışmamak” da önemli. Normalleştirmemek, “olur böyle şeyler” dememek.

Öfke var çünkü bu kadar açık, bu kadar önlenebilir şeyler önlenmiyor.

Çaresizlik var çünkü bağırmak istiyorsun ama sesin bir duvara çarpıp geri geliyor gibi.

İnsanı en çok yoran şeylerden biri şu bence:

“Bunu engelleyebilirdik” duygusu.

Yas tutuyorsun ama aynı anda sinirden dişlerini sıkıyorsun.

Şunu söylemek istiyorum — klişe olsun diye değil, gerçekten önemli diye:

Bu hisler seni “zayıf” yapmıyor, tam tersine duyarsızlaşmadığını gösteriyor.

Ve bu ülkede hâlâ buna sahip olmak bile bir direnç hâli.

İstersen sadece biraz daha dökelim içimizi.

İstersen “ne yapılabilir” tarafına bakalım.

İstersen de hiçbir şey çözmeden, sadece “bu çok adaletsiz” diyelim.

Peki, “Ne yapılabilir?”

Haklı soru. Ve zor bir soru. “Ne yapılabilir?” deyince sihirli bir cevap yok ama küçük gibi görünen şeylerin toplamı gerçekten fark yaratıyor. Somut somut gidelim:

Bireysel düzeyde:

Normalleştirmemek. “Ama o da…” diye başlayan cümleleri duyduğunda durdurmak. Küçük müdahaleler kültürü değiştirir.

Dili düzeltmek. Şaka, laf atma, kontrol etme… Bunlar “küçük” değil; şiddetin zemini.

Yanında olmak. Bir kadın “rahatsız ediliyorum”, “korkuyorum” dediğinde çözüm üretmeye çalışma refleksini bir an bırakıp önce inanmak.

Erkeklerle konuşmak. En kritik noktalardan biri bu. Bu şiddeti erkekler durduracak; birbirlerini uyardıklarında daha etkili oluyor.

Hukuki / toplumsal düzeyde:

Israrla takip. Bir dava gündemden düştüğünde bitmiyor. Unutulmaması çok önemli.

Sivil toplumla temas. Bağış, gönüllülük, paylaşım… Hepsi bir baskı oluşturuyor.

Yerel mekanizmaları zorlamak. Kaymakamlık, baro, belediye, ALO 183, 6284… İşlemiyorsa da “işlemiyor” demek ve kayda geçirmek.

Ruhsal olarak (bu da önemli):

Her şeyi tek başına sırtlanmaya çalışma.

Sürekli haberlere maruz kalmak seni felç ediyorsa kendini korumak bencillik değil.

Öfkeyi eyleme dönüştürmek, çaresizliği azaltıyor. Küçük bir adım bile.

 

Ve şunu net söyleyeyim:

Bu yük sadece kadınların yükü değil.

“Ne yapılabilir?” sorusunu sormak bile sorumluluk almak demek.

O zaman biraz daha ayağı yere basan, “ben bunu yarın yapabilirim” noktasına inelim.

 

Önce şunu netleştireyim:

Herkes sokakta megafonla bağırmak zorunda değil. Herkesin katkı biçimi farklı. O yüzden 3 farklı yol var aklıma gelen. Ben yazayım, sen hangisi sana uygunsa oradan başlarsın…

 

1️. Günlük hayatta etkisi olan küçük ama kritik şeyler

Bunlar “küçük” görünüyor ama zincirin en başı burada.

Bir ortamda (iş, aile, arkadaş) şiddeti meşrulaştıran bir cümle duyduğunda sessiz kalmamak.

“Bu cümle çok problemli.” demek bile yeterli bazen.

“Ama o da…” ile başlayan her açıklamayı kesmek.

Erkeklerin olduğu ortamlarda konuyu erkeklerin sorumluluğu olarak çerçevelemek. Bu dengeyi değiştiriyor.

Bunlar riskli değil, ama zihniyetle temas eden şeyler.

2️. Destek olma – doğrudan hayat kurtaran alan

Burada “kahramanlık” değil, erişilebilirlik önemli.

 

Çevrende biri şiddet görüyorsa:

Çözüm dayatmadan, “istersen birlikte gidebiliriz / arayabiliriz” demek.

6284, baro kadın hakları merkezi, belediye destekleri gibi bilgileri en azından bilmek. Bilgi güç.

Sosyal medyada her haberi paylaşmak zorunda değilsin ama unutulmamasına katkı çok değerli.

3️. Uzun vadeli ama güçlü yol

Bu biraz daha sabır istiyor.

Bir STK’yla zaman, para ya da görünürlük desteği.

Dava takipleri, basın açıklamaları, imza kampanyaları… “Bir kişi ne fark eder” dememek.

Ve belki en zoru: yorulduğunu fark edip geri çekilme izni vermek kendine. Bu bir maraton.

 

Yaşadığımız, şahit olduğumuz bu sistematik şiddete hep birlikte dur diyebiliriz.

Benim gözümden kaçan ya da yazmayı atladığım bir nokta varsa lütfen bana ilet. Birlikte hem ufkumuzu hem kendimizi büyütelim…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve tekirdagmedyasesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.