Dün Marmaraereğlisi’nde bir toplantı yapıldı.
Ama o salonda konuşulan şey sadece bir tesis değildi.
O salonda, bir ilçenin nefesi konuşuldu.
Bir şehrin suyu konuşuldu.
Bir neslin geleceği masaya yatırıldı.
Konu: Angus çiftliği.
Kağıt üzerinde “yatırım” diye sunulan,
Sunumlarda “modern tesis” diye anlatılan,
Ama halkın hafızasında “koku, hastalık, göç ve pişmanlık” olarak yer eden o eski hikâye…
Evet, eski.
Çünkü bu tesis bir kez geldi.
Ve halkın mücadelesiyle gitti.
Şimdi daha büyüğüyle, daha kalabalığıyla, daha yıkıcısıyla yeniden dayatılıyor:
13 bin büyükbaş hayvan.
Bu bir tesis değil.
Bu, bir ilçeye atılmış saatli bomba.
Bu Şehir Zaten Susuz
Kimse şunu görmezden gelemez:
Tekirdağ bugün susuzlukla boğuşuyor.
Barajlar alarm veriyor.
Yeraltı suları çekiliyor.
Kuyular daha derine iniyor.
Çiftçi tarlasını nasıl sulayacağını bilmiyor.
Vatandaş musluğu açtığında yarını düşünüyor.
Ve tam da böyle bir dönemde,
on binlerce hayvanın günlük su ihtiyacının bu bölgeden karşılanması isteniyor.
Bu nasıl bir akıl?
Bu nasıl bir planlama?
Bu nasıl bir vicdan?
İnsanlar bugün bile suyu tasarruflu kullanmaya çağrılırken,
binlerce hayvanın tüketimi “önemsiz” gibi anlatılıyor.
Oysa mesele çok net:
Bu şehir susuzken, bu yükü kaldıramaz.
“Bu Tesise Geçit Vermeyeceğiz”
Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Candan Yüceer’in sözleri salonda yankılandı:
“Bu bir çevre felaketi olur.”
Bu, siyasi bir cümle değildi.
Bu, hayatın içinden bir cümleydi.
Metan dedi.
Azot dedi.
Amonyak dedi.
Fosfor dedi.
Yani şunu söyledi:
Bu tesis yalnızca koku yaymaz.
Bu tesis hastalık yayar.
Bu tesis toprağı öldürür.
Bu tesis suyu zehirler.
Bu tesis insanları göçe zorlar.
Ve çok net bir cümle kurdu:
“Biz burada yaşıyoruz. Çocuklarımızın da burada yaşamasını istiyoruz.”
Bu bir yöneticinin değil,
bir annenin,
bir babanın,
bir komşunun cümlesiydi.
“Ruhsat Vermeyeceğim” Demek Kolay Değildir
Marmaraereğlisi Belediye Başkanı Mustafa Onur Bozkurter’in sözleri salonda bir çizgi çekti:
“Bu tesise ruhsat vermeyeceğim. Bedeli ne olursa olsun.”
Bu cümle, bugünün dünyasında kolay söylenmez.
Çünkü bu cümle koltuğu değil, toprağı seçmektir.
Çünkü bu cümle konforu değil, halkı seçmektir.
Ve en net tanımı yaptı:
“Bu proje tarım değil, ranttır.”
İşte her şey bu cümlede saklı.
Kimse üretime karşı değil.
Kimse hayvancılığa düşman değil.
Ama bu proje üretim değil, yük.
Bu proje tarım değil, tahribat.
Bu proje kalkınma değil, dayatma.
Daha Önce Yaşananlar Ortada
Çorlu Belediye Başkanı Ahmet Sarıkurt’un sözleri, herkesin bildiği bir gerçeği hatırlattı:
“Daha önce yaşananlar ortada.”
Evet, ortada.
Herkes biliyor.
Herkes hatırlıyor.
Kokuyu da…
Sinekleri de…
Sağlık sorunlarını da…
Evini satıp kaçanları da…
Bu yüzden bu mesele teknik bir konu değildir.
Bu, bir yaşam meselesidir.
Bu Bir ÇED Toplantısı Değildi
Dün yapılan şey sadece bir ÇED toplantısı değildi.
Bu bir vicdan sınavıydı.
Bu şehir betonla mı büyüyecek,
yoksa nefesle mi?
Para mı önde olacak,
yoksa insan mı?
Ve halk orada çok net konuştu:
Biz burada yaşamak istiyoruz.
Bu şehir zaten yoruldu.
Bu şehir zaten kirlenmekten bıktı.
Bu şehir zaten kanserle mücadele ediyor.
Bu şehir zaten susuz.
Şimdi bir de 13 bin hayvanlık bir yük daha taşımak zorunda bırakılıyor.
Bu adalet değildir.
Bu planlama değildir.
Bu akıl hiç değildir.
Bu, dayatmadır.
Ve dün Marmaraereğlisi’nde insanlar şunu söyledi:
Bu toprağı terk etmeyeceğiz.
Bu suyu kirletmeyeceksiniz.
Bu havayı zehirlemeyeceksiniz.
Çünkü bu şehir,
bir dosyanın değil,
bir şirketin değil,
bir imzanın değil…
Bizim.