TEKİN ŞAHİN
Köşe Yazarı
TEKİN ŞAHİN
 

Koltuklar Çocukların, Sorumluluk Kimin?

Dünyanın hiçbir yerinde bir lider, geleceği bugünden sahiplerine emanet etme cesaretini bu kadar açık, bu kadar sarsıcı bir kararla ortaya koymadı. Çünkü bu, sadece bir bayram ilanı değildi. Bu, bir milletin kaderini çocuklarının ellerine bırakma iradesiydi. Mustafa Kemal Atatürk, savaşın küllerinden bir ülke kurarken, yorgun bir halkın omuzlarına yeni bir yük değil, yeni bir umut bıraktı. Ve o umudun adını koydu: çocuk. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, sadece bir takvim günü değildir. Bu tarih, millet iradesinin saraylardan alınıp halkın kalbine teslim edildiği günün adıdır. Ama daha da fazlası… Bu tarih, bir çocuğun gözlerine bakıp “gelecek sensin” diyebilen bir liderin imzasıdır. Düşünün… Dünya çocukları savaşların ortasında büyürken, açlıkla, korkuyla, sessizlikle tanışırken; bu topraklarda bir lider çıkıyor ve diyor ki: “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir… ve o milletin yarınları çocuklardır.” Bu sadece bir cümle değil, bir meydan okumadır. Geçmişe, karanlığa, umutsuzluğa karşı verilmiş en büyük cevaplardan biridir. Çünkü çocuklara bayram hediye etmek, aslında geleceğe duyulan sarsılmaz bir inançtır. Çünkü çocuklara bir gün vermek değil, bir ülkenin yarınını vermektir asıl mesele. Ama bugün… Sormamız gereken asıl soru şu: Biz o emaneti ne kadar taşıyabiliyoruz? 23 Nisan’da koltuklara oturan çocuklar, bir günlüğüne büyüklerin dünyasını deneyimlerken; biz büyükler, yılın geri kalanında onların dünyasını ne kadar anlayabiliyoruz? Onların korkularını, hayallerini, yalnızlıklarını gerçekten duyabiliyor muyuz? Bir bayramı kutlamak kolaydır. Ama o bayramın anlamını yaşatmak… işte zor olan budur. Atatürk, çocuklara sadece bayram vermedi. Onlara söz verdi. Adaletli bir ülke, özgür bir gelecek, eşit bir yaşam sözü… Bugün o sözün neresindeyiz? Eğer bir çocuk hâlâ hayal kurarken korkuyorsa… Eğer bir çocuk hâlâ kendini yalnız hissediyorsa… Eğer bir çocuk hâlâ “büyüyünce ne olacağım” değil de “nasıl ayakta kalacağım” diye düşünüyorsa… Biz o bayramı sadece kutluyoruz, yaşamıyoruz demektir. 23 Nisan, süslenen kürsülerden, dağıtılan balonlardan, yapılan törenlerden ibaret değildir. 23 Nisan, vicdanın aynasıdır. O aynaya bakınca kendimize şu soruyu sormalıyız: “Biz, çocuklara bırakılan o ülkeye layık mıyız?” Çünkü bu bayram, alkış değil sorumluluk ister. Çünkü bu bayram, geçmişe saygı kadar geleceğe cesaret ister. Ve unutmayalım… Bir milletin büyüklüğü, çocuklarına verdiği değerle ölçülür. Ve bu millet, bir zamanlar çocuklarına bir bayram armağan edecek kadar büyüktü. Şimdi sıra bizde… O büyüklüğü sadece hatırlamak değil, yeniden hak etmek için.
Ekleme Tarihi: 23 Nisan 2026 -Perşembe

Koltuklar Çocukların, Sorumluluk Kimin?

Dünyanın hiçbir yerinde bir lider, geleceği bugünden sahiplerine emanet etme cesaretini bu kadar açık, bu kadar sarsıcı bir kararla ortaya koymadı. Çünkü bu, sadece bir bayram ilanı değildi. Bu, bir milletin kaderini çocuklarının ellerine bırakma iradesiydi.

Mustafa Kemal Atatürk, savaşın küllerinden bir ülke kurarken, yorgun bir halkın omuzlarına yeni bir yük değil, yeni bir umut bıraktı. Ve o umudun adını koydu: çocuk.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, sadece bir takvim günü değildir. Bu tarih, millet iradesinin saraylardan alınıp halkın kalbine teslim edildiği günün adıdır. Ama daha da fazlası… Bu tarih, bir çocuğun gözlerine bakıp “gelecek sensin” diyebilen bir liderin imzasıdır.

Düşünün…

Dünya çocukları savaşların ortasında büyürken, açlıkla, korkuyla, sessizlikle tanışırken; bu topraklarda bir lider çıkıyor ve diyor ki:
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir… ve o milletin yarınları çocuklardır.”

Bu sadece bir cümle değil, bir meydan okumadır.
Geçmişe, karanlığa, umutsuzluğa karşı verilmiş en büyük cevaplardan biridir.

Çünkü çocuklara bayram hediye etmek, aslında geleceğe duyulan sarsılmaz bir inançtır.
Çünkü çocuklara bir gün vermek değil, bir ülkenin yarınını vermektir asıl mesele.

Ama bugün…

Sormamız gereken asıl soru şu:
Biz o emaneti ne kadar taşıyabiliyoruz?

23 Nisan’da koltuklara oturan çocuklar, bir günlüğüne büyüklerin dünyasını deneyimlerken; biz büyükler, yılın geri kalanında onların dünyasını ne kadar anlayabiliyoruz?
Onların korkularını, hayallerini, yalnızlıklarını gerçekten duyabiliyor muyuz?

Bir bayramı kutlamak kolaydır.
Ama o bayramın anlamını yaşatmak… işte zor olan budur.

Atatürk, çocuklara sadece bayram vermedi.
Onlara söz verdi.
Adaletli bir ülke, özgür bir gelecek, eşit bir yaşam sözü…

Bugün o sözün neresindeyiz?

Eğer bir çocuk hâlâ hayal kurarken korkuyorsa…
Eğer bir çocuk hâlâ kendini yalnız hissediyorsa…
Eğer bir çocuk hâlâ “büyüyünce ne olacağım” değil de “nasıl ayakta kalacağım” diye düşünüyorsa…

Biz o bayramı sadece kutluyoruz, yaşamıyoruz demektir.

23 Nisan, süslenen kürsülerden, dağıtılan balonlardan, yapılan törenlerden ibaret değildir.
23 Nisan, vicdanın aynasıdır.

O aynaya bakınca kendimize şu soruyu sormalıyız:
“Biz, çocuklara bırakılan o ülkeye layık mıyız?”

Çünkü bu bayram, alkış değil sorumluluk ister.
Çünkü bu bayram, geçmişe saygı kadar geleceğe cesaret ister.

Ve unutmayalım…

Bir milletin büyüklüğü, çocuklarına verdiği değerle ölçülür.
Ve bu millet, bir zamanlar çocuklarına bir bayram armağan edecek kadar büyüktü.

Şimdi sıra bizde…

O büyüklüğü sadece hatırlamak değil, yeniden hak etmek için.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve tekirdagmedyasesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.